İspanya ve Portekiz'den araştırmacıların önderliğinde yürütülen disiplinler arası bir çalışma, insan DNA'sının mağara duvarlarında binlerce yıl boyunca korunabildiğini bilimsel olarak ilk kez ortaya koydu. 2026 yılında Nature Communications dergisinde yayımlanan bu bulgular, tarih öncesi insan varlığını ve davranışlarını arkeolojik tortuları rahatsız etmeden incelemek için yeni kapılar açıyor.
First Art projesi kapsamında gerçekleştirilen bu araştırma, en eski mağara sanatının tarihlendirilmesi ve kimyasal bileşiminin belirlenmesi hedeflenirken, aynı zamanda mağara ortamlarında antik DNA'nın korunma potansiyelini de mercek altına aldı. Çalışma, özellikle mağara duvarlarındaki boyalı ve boyasız yüzeylerde insan DNA'sı izlerinin hayatta kalabileceğini gösterdi.
Antik DNA Keşfinin Detayları ve Yöntemleri
Araştırma ekibi, 11 mağaradan elde edilen 24 kaya sanatı panosunu inceleyerek, basit izlerden el şablonlarına ve ünlü Altamira Mağarası'ndaki figüratif resimlerden dökülen boyalara kadar geniş bir örnek yelpazesini analiz etti. Max Planck Evrim Antropolojisi Enstitüsü araştırmacılarıyla işbirliği içinde, son teknoloji DNA çıkarma ve dizileme yöntemleri kullanılarak boyalı ve boyasız mağara duvarı parçaları, tortular, kemikler ve hatta boya uygulamak için kullanılan nadir bir püskürtme aleti incelendi.
Portekiz'deki Escoural Mağarası'nda örneklenen bir boyalı kalsit kabuğunda insan DNA'sı izleri bulunurken, aynı zamanda Escoural'daki mağara duvarının çeşitli boyasız bölümlerinde ve İspanya'daki Covarón Mağarası'nda da antik insan DNA'sı saptandı. Toplanan 54 örnekten yalnızca beşi eski insan mitokondriyal DNA'sı içeriyordu:
- Escoural Mağarası'ndaki 11. Panodan, boyalı bir kalsit kabuğu
- Aynı alandaki daha derin bir galeriden iki boyasız mağara duvarı örneği
- Covarón'daki kaya sanatına bitişik iki boyasız örnek
Bu beş örnekten ikisinin saptanabilir hayvan mitokondriyal DNA'sı içermemesi, DNA'nın insanlar tarafından tükürük veya diğer beden sıvıları aracılığıyla doğrudan biriktirildiğine dair güçlü bir işaret olarak değerlendirildi. Diğer üç boyasız duvar örneği ise hem insan hem de hayvan DNA'sı içererek dolaylı bir birikime, muhtemelen tortu aktarımı veya su hareketi yoluyla gerçekleştiğine işaret etti.
Araştırmanın Önemi ve Gelecek Adımlar
İspanya'daki Extremadura bölgesi yönetiminden arkeolog Hipólito Collado Giraldo, kaya sanatının bir kısmının boyayı üfleyerek veya sürerek uygulandığını belirterek, mevcut antik DNA analiz tekniklerinin hassasiyeti sayesinde bu tür temasın genetik profiller bırakıp bırakmadığını görmek istediklerini ifade etti. Baş yazar Alba Bossoms Mesa ise, bulunan eski insan DNA'sı izlerini kaya sanatının yapımıyla doğrudan ilişkilendiremeseler de, bunun insan DNA'sının mağara duvarlarında binlerce yıl boyunca korunabildiğine dair ilk kanıt olduğunu ve tarih öncesi insan varlığını incelemenin yeni bir yolunu açtığını vurguladı.
Analizler, insan DNA'sının çoğunlukla kadınlardan (üç örnek), birinin erkeklerden ve birinin belirsiz olduğunu gösterdi. Covarón'dan gelen iki boyasız mağara duvarı örneği üzerinde yapılan daha ileri analizler, DNA'nın modern insanlara ait olduğunu ve Batılı Avcı-Toplayıcı genetik kümesinin içine yerleştiğini ortaya koydu. Altamira Mağarası'ndan alınan ve boya üflemek için kullanılan tarih öncesi kuş kemiği püskürtme aletinde ise, yüksek modern insan DNA'sı kirliliği nedeniyle herhangi bir eski insan DNA'sı geri kazanılamadı.
Çalışmaya önderlik eden paleogenetikçi Matthias Meyer, bu keşfin antik DNA'nın nerede bulunabileceğine dair düşünceleri kökten değiştirdiğini belirtti. Meyer, "Artık yeni sorular sorabiliriz: Bu duvara kim dokundu? Bir erkek miydi, bir kadın mıydı? Hangi popülasyona aitti? Eski insanlar derin mağara sistemlerinin ne kadar içine girdi?" şeklinde konuştu. Bu keşif, mağara duvarlarında bulunan DNA'yı analiz ederek mağara sakinlerinin biyolojik cinsiyetlerini ve genetik kökenlerini belirleme potansiyeli sunuyor.
İncelenen 24 kaya sanatı panosundan sadece birinde ve diğer kaya sanatı panolarına bitişik iki ek konumda antik DNA saptanması, özellikle mineral kabuklarla korunmamış veya kapalı ortamlarda kalmamış olduğunda, boya yüzeylerinin binlerce yıl boyunca DNA'yı tutmasının nadir olduğuna işaret ediyor. Ancak bu ilk sonuçlar umut verici olup, gelecekte yöntemleri hassaslaştırmak ve daha yüksek bir başarı oranı beklenen koşulları anlamak öncelik taşımaktadır. Meyer, mağara duvarlarının geçmiş insan varlığının arşivleri olduğunu ve bir sonraki adımın daha fazla alanı, sanat üslubunu ve tekniği test etmek olduğunu ekledi. Özellikle el şablonları ve figüratif sanatı inceleyerek, onları yaratan sanatçılara genetik kimlikler kazandırmak mümkün olabilir.