Haziran 2026 ayı, dünya genelinde arkeoloji alanında birçok dikkat çekici keşfe sahne oldu. Sibirya'da 10. yüzyıla ait nadir bir mezarın ortaya çıkarılmasından, İtalya'daki Herculaneum antik kentinde kömürleşmiş papirüslerden Stoacı filozof metinlerinin çözülmesine kadar uzanan bulgular, geçmiş medeniyetler hakkında yeni bilgiler sunuyor. Bu keşifler, insanlık tarihine ışık tutarak kültürlerarası etkileşimler, yaşam biçimleri ve teknolojik gelişmeler hakkında önemli ipuçları sağlıyor.
Antik DNA analizlerinden dondurulmuş patateslere, Viking sikkelerinin kökenlerinden Homo Erectus'un ateş kullanımına dair kanıtlara kadar geniş bir yelpazede yer alan bu bulgular, arkeologların ve bilim insanlarının araştırmalarını derinleştirmeye devam ediyor. Özellikle insan DNA'sının mağara duvarlarında binlerce yıl hayatta kalabileceği yönündeki bulgular, antik çağlara ait insan izlerinin saptanması konusunda yeni kapılar aralıyor.
Sibirya'da Nadir Bir Orta Çağ Mezarı Keşfedildi
Arkeologlar, Sibirya'da 10. yüzyıla tarihlenen, bir kadın, yenidoğan bir çocuk ve bir atın tüm derisinden oluşan nadir bir mezar keşfetti. Bu mezarda bulunan ayna ve gümüş üzengi üzerindeki Çin sanatı motifleri, o dönemin Asya'sındaki çok kültürlü bağlantıları gözler önüne seriyor. Kadının yalnızca birkaç kişisel eşyayla gömüldüğü belirtilirken, bunlar arasında altın kaplama bronz küpeler, ritüel olarak kırılmış bir aynaya ait parçalar, demir bir bıçak ve yün eğirmek için kullanılan taş bir ağırşak bulunuyordu. Aynanın üzerindeki süslemelerdeki üzüm salkımları taşıyan kıvrılan asma motifi, Çin'deki elit Tang Hanedanı (MS 618-907) mezarlarında görülen süslemelerle benzerlik gösteriyor.
Antik Papirüsler ve Mağara Duvarlarındaki DNA İzleri
İtalya'nın Herculaneum antik kentinde, Vezüv Yanardağı'nın MS 79 yılındaki patlamasıyla kömürleşmiş iki papirüsten, daha önce bilinmeyen Stoacı bir filozofa ait olabilecek önemli metinler çözüldü. Vezüv Yarışması kapsamında gerçekleştirilen bu atılım sayesinde, PHerc. 1667 olarak bilinen bir papirüsün hayatta kalan bölümünden yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda kesintisiz Antik Yunanca metin, PHerc. 172 adlı ikinci bir papirüsten ise 70'ten fazla sütun metin dijital olarak okunabildi. Öte yandan, bilim insanları ilk kez, eski insan DNA'sının mağara duvarlarında binlerce yıl boyunca hayatta kalabileceğini gösterdi. Portekiz'deki Escoural Mağarası'nda örneklenen boyalı kalsit kabuğunda insan DNA'sı izleri bulunurken, İspanya'daki Covarón Mağarası'nın çeşitli boyasız bölümlerinde de antik insan DNA'sı tespit edildi. Bu bulgu, antik DNA'nın doğrudan mağara sanatından veya duvarlardan geri kazanılması potansiyelini artırıyor.
Viking ve Homo Erectus Çağına Dair Yeni Bulgular
Danimarka'da bulunan Viking Çağı sikke koleksiyonundaki gümüşün, uzaklardaki İslam dünyasından eritilmiş sikkelerden elde edildiği tespit edildi. Yeni bir çalışmaya göre, MS 830 ile 850 yılları arasına tarihlenen 226 Viking Çağı sikkesinden oluşan Damhus koleksiyonu, erken Viking ve İslam gümüşü arasındaki uzun mesafeli ticari ilişkilere işaret ediyor. Bu bulgu, büyük olasılıkla uzun mesafeli ticaretin bir sonucu olarak erken dönem Viking ve İslam dünyası arasındaki gümüş alışverişini doğruluyor. Güney Afrika'daki Wonderwerk Mağarası'ndan elde edilen yeni kanıtlar ise, Homo erectus'un yaklaşık 1,8 milyon yıl önce kır yangınlarından kor parçalarını mağaralarına taşıyarak ateşi kullanmaya başladığını düşündürüyor. Bu, insanların sıfırdan ateş yakmayı öğrenmelerinden çok daha önce, ateşi kontrol altına alma becerisinin geliştiğini gösteriyor. Ayrıca, Peru'nun güneyindeki kurak bir İnka alanında yaklaşık 500 yıllık dondurularak kurutulmuş patatesler (chuño) bulundu; bu, İnkaların bu besini imparatorlukları boyunca taşıdığının fiziksel bir kanıtını oluşturuyor.