Avrasya bozkırlarında yaşamış göçebe İskitlerin, yaklaşık 2.500 yıldan uzun bir süre önce güçlü erkek ve kadınlardan oluşan seçkin aileler tarafından yönetildiği yeni bir genetik analizle ortaya konuldu. Bu geniş çaplı çalışma, Demir Çağı'nda, yaklaşık MÖ 900 civarında bu göçebe gruplar arasında toplumsal eşitsizliğin kökenlerini ve yapısını gözler önüne serdi.

Araştırmacılar, savaşçı özellikleriyle tanınan ve yazılı kayıt bırakmayan İskitlerin siyasi yapılanmasını anlamak amacıyla 85 Demir Çağı İskitine ait DNA'yı inceledi. Elde edilen bulgular, İskit toplumunun merkezi konumlardan yönetilen seçkin hanedanlar etrafında örgütlendiğini ve elit bireyler arasında güçlü akrabalık bağları bulunduğunu gösterdi.

İskit Toplumunda Elit Yönetim ve Akrabalık Bağları

Genetik analizler, İskitler arasındaki seçkin bireylerin, seçkin olmayanlara kıyasla birbirleriyle akraba olma olasılıklarının 11 kat daha yüksek olduğunu belirledi. Bu durum, Avrasya bozkırlarında etkin bir şekilde hüküm süren geniş ve güçlü aile gruplarının varlığına işaret ediyor. Çalışmada, seçkinler arasında iki çift öz kardeş, bir erkek kardeş ile bir kız kardeş ve bir ebeveyn ile çocuğu gibi yakın akrabalık ilişkileri tespit edildi.

Araştırmacılar, farklı bölgelere gömülmüş olsalar bile, seçkin bireylerin ortalama olarak birbirlerine daha yakın mezarlara sahip olduğunu gözlemledi. Örneğin, Sibirya'daki 'Krallar Vadisi' gibi alanlar, benzer dönemlere ait çok sayıda büyük kurgan (höyük biçimli mezar) içererek bu coğrafi merkezileşmeyi destekliyor. Bu durum, seçkinlerin belirli bölgelerde yoğunlaştığını ve bu bölgelerin yönetim merkezleri olabileceğini düşündürüyor.

Kadınların Rolü ve 'Altın Adam'ın Cinsiyeti

Antik yazarların, özellikle Herodotos'un, İskit kadınlarının yüksek statülü konumlarda bulunduğuna dair iddiaları, yapılan genetik çalışmayla doğrulandı. Veri setindeki seçkin bireylerin neredeyse yarısının kadın olması, Demir Çağı İskit toplumunda kadınların önemli bir toplumsal statüye sahip olduğunu açıkça gösterdi. Bu bulgu, Amazonlar efsanesine ilham veren kadın savaşçılarla ilgili anlatıları pekiştiriyor.

Çalışma ayrıca, 1969 yılında Kazakistan'da keşfedilen ve 'Altın Adam' olarak bilinen iskeletin cinsiyeti hakkındaki uzun süreli tartışmaya da ışık tuttu. Kemiklerinden cinsiyeti belirlenemeyen ve 4.000'den fazla altın süs eşyasıyla gömülmüş olan bu bireyin, genetik olarak erkek olma olasılığının yüksek olduğu tespit edildi. 'Altın Adam'ın 17 yaşındaki genç yaşına rağmen seçkin bir mezara sahip olması, statünün miras yoluyla geçtiğine dair önemli bir kanıt olarak değerlendirildi.

Araştırmacılar, seçkin çocuklara ait mezarların varlığını da vurguladı; örneğin, ikisi de seçkin kurganlara gömülmüş bir dede ile onun 1 yaşındaki torununun eşleşmesi, toplumsal statünün Demir Çağı bozkır göçebeleri arasında miras alındığı sonucunu güçlendirdi. Bu kapsamlı genetik çalışma, MÖ birinci binyılda Orta Avrasya'nın en erken göçebe gruplarının uygulamalarına ışık tutarak, eski Avrasya göçebe toplumlarındaki toplumsal eşitsizlik ve farklılaşma anlayışımızı ileriye taşıyor.