Mısır'ın Akdeniz kıyısında yer alan antik Marina el-Alamein bölgesinde, arkeologlar tarafından yürütülen kazılarda altın dillerle gömülmüş 18 adet mezar keşfedildi. Bu önemli buluntu, Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı tarafından duyuruldu ve mezarların Ptolemaios (MÖ 322-30) veya Roma (MÖ 30-MS 395) dönemlerine ait olduğu belirtildi.
İskenderiye'nin yaklaşık 100 kilometre batısında ortaya çıkarılan bu mezarlar, antik Mısır cenaze gelenekleri ve öbür dünya inançları hakkında değerli bilgiler sunuyor. Keşfedilen altın dillerin, ölülerin öbür dünyada iletişim kurmasını sağlamak amacıyla simgesel cenaze muskaları olarak kullanıldığı düşünülüyor.
Altın Dillerin Simgesel Anlamı
Antik Mısırlılar, altını tanrıların eti olarak kabul ederdi ve bu değerli madenden yapılmış dillerin, ölünün ruhani dünyada tanrılarla ve diğer ölülerle konuşabilmesine yardımcı olduğuna inanılıyordu. Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı'ndan Hesham Hussein, altın dillerin Ptolemaios ve Roma dönemlerine ait mezarların iyi belgelenmiş bir özelliği olduğunu ifade etti.
Hussein, bu dillerin genellikle ölünün özellikle Osiris'in önündeki yargılanma sırasında konuşmasını sağlamak ya da öteki dünyada kutsal formülleri okumasını temin etmek amacıyla kullanıldığını belirtti. İlginç bir şekilde, bulunan altın dillerden biri "Horus'un Gözü" şeklinde tasarlanmış olup, kötülüğü uzaklaştırma amacını taşıdığı düşünülüyor.
Ancak, bazı uzmanlar bu altın dillerin gerçek anlamı konusunda farklı görüşler sunuyor. Emekli arkeoloji profesörü Attilio Mastrocinque, bazı eserlerin buğday başağına benzediğini ve bereketle ilişkilendirildiğini öne sürerek, bunların altın dil olup olmadığının belirsizliğini vurguladı. Buğday başağı motifleri, antik dünyada yaygın olarak kullanılıyordu.
Antik Cenaze Mimarisi: Sahte Kapılar ve Sunaklar
Kazılarda, antik Mısır cenaze mimarisinin önemli bir ögesi olan sahte kapı tasarımları da dikkat çekiyor. Geleneksel Mısır inancına göre sahte kapılar, yaşayanlar ve ölüler dünyası arasındaki ara yüzü temsil ederdi ve ölülerin bu kapı aracılığıyla sunulan adakları ruhsal olarak alabileceğine inanılırdı.
Bulunan bir adak sunağının tabanının sahte kapıya benzemesi, uzmanlar arasında tartışmalara yol açtı. Hesham Hussein, mimari işlevi değişse bile sahte kapının simgesel anlamının önemini koruduğunu düşündüğünü belirtti. Varşova Üniversitesi'nden arkeoloji profesörü Krzysztof Jakubiak ise, sunağın bitmemiş olabileceğini ve sadece mevcut görünümünün sahte kapıya benzediğini, bu konuda doğrudan karşılaştırma yaparken temkinli olunması gerektiğini ifade etti.
Ain Shams Üniversitesi'nden Hala Mostafa ise, sunağın bir sahte kapıdan ziyade, "adak" için kullanılan hiyeroglif işaretini betimliyor olabileceği görüşünü paylaştı. Bu farklı yorumlar, keşfedilen eserlerin detaylı analizlerinin önemini ortaya koyuyor.
Marina el-Alamein'deki Diğer Buluntular
Kazı alanında altın dilli mezarların yanı sıra başka önemli eserler de gün yüzüne çıkarıldı. Bunlar arasında kapağı hala üzerinde olan 2,5 metre uzunluğunda granit bir tabut yer alıyor; içerisindeki iskelet kalıntıları üzerinde incelemeler devam ediyor.
Ayrıca, aşk ve güzellikle ilişkilendirilen Yunan tanrıçası Aphrodite'ye ait eksik bir heykel de bulundu. Antik Mısır'ın Ptolemaios hanedanı döneminde Yunan kültürü ve dini Mısır'da yaygınlaşmıştı. Marina el-Alamein Polonya-Mısır Arkeoloji Heyeti direktörü Dorota Dzierzbicka, bu yeni buluntuların, bölgenin Mısır ve Greko-Roma geleneklerinin günlük yaşamda ve cenaze uygulamalarında harmanlandığı kültürel açıdan çeşitli bir topluluk olduğunu gösterdiğini belirtti.